İçeriğe geç
MAT Kreatif — Yazılım ve Grafik Hizmetleri
Yazan: Soner Kurt 20 Ekim 2026 9 dk okuma web tasarım onay süreci kullanıcı deneyimi dönüşüm proje yönetimi

Tasarımı beğenmek ile işe yaraması aynı şey değil: onay süreçlerinde yaşanan kopuş

Tasarımı beğenmek ile işe yaraması aynı şey değil: onay süreçlerinde yaşanan kopuş — blog yazısı kapak görseli

Bir tasarım sunumunun en tehlikeli anı, ekranın açıldığı ilk üç saniyedir. Odadaki herkes aynı anda bir şey hisseder: beğendi ya da beğenmedi. Sonrasında konuşulan her şey, aslında o ilk üç saniyede verilmiş kararın gerekçelendirilmesinden ibarettir. "Renkler biraz soğuk olmuş", "logo daha büyük olsa", "burası biraz boş duruyor"... Hepsi gerçek cümleler, hepsi samimi. Ama hiçbiri, tasarımın işe yarayıp yaramayacağına dair tek bir bilgi vermiyor.

Sektörde yıllardır yaşanan en sessiz sorun bu: onay süreçleri estetik üzerinden yürütülüyor, oysa iş sonucu başka bir yerde ölçülüyor. Bu iki şey aynı masada buluşmadığı sürece, proje teslim edildikten üç ay sonra "site güzel ama bize iş getirmiyor" cümlesi kaçınılmaz oluyor.

Beğeni özneldir, performans değildir

Bir kurumsal sitenin ana sayfasını on kişiye gösterin, on farklı yorum alırsınız. Aynı sayfanın iletişim formunu kaç kişinin doldurduğunu sorun, tek bir rakam alırsınız. Arada uçurum var ve bu uçurum, onay toplantılarında neredeyse hiç konuşulmuyor.

Burada tasarımcıyı savunmuyorum. Estetik önemsiz değil; bir markanın ciddiye alınması, güven uyandırması, rakiplerinden ayrışması doğrudan görsel dille ilgili. Ama estetik tek başına bir hedef değil, bir araç. Sorun, aracın hedefin yerine geçtiği anda başlıyor.

Tipik bir kopuş şöyle ilerliyor:

  • Brief'te "modern, temiz, kurumsal bir site" yazıyor. Yani ölçülebilir hiçbir şey yok.
  • Tasarım sunuluyor, beğeni üzerinden tartışılıyor.
  • Revizyonlar görsel tercihler etrafında dönüyor: yazı tipi, renk tonu, görsel seçimi.
  • Site yayına alınıyor.
  • Üç ay sonra "beklediğimiz dönüşü alamadık" deniyor.
  • Kimse bu sonucun hangi karara bağlı olduğunu bilmiyor, çünkü hiçbir karar bir hedefe bağlanmamıştı.

Bu döngünün suçlusu ne müşteri ne ajans. Suçlu, sürecin kendisi.

"Beğendim ama" cümlesinin arkasında ne var

Deneyimli bir editör ya da tasarımcı için en değerli geri bildirim, müşterinin rahatsızlığını tarif etmeye çalıştığı o eksik cümledir. "Beğendim ama bir şey eksik gibi" diyen kişi genellikle estetikten değil, güven duygusundan bahsediyordur. Sayfayı açan bir ziyaretçinin "burası ciddi bir firma mı" sorusuna yeterince hızlı cevap verememesinden.

Bizim işimiz bu cümleyi tercüme etmek. "Logo büyüsün" talebi çoğu zaman "marka yeterince öne çıkmıyor" anlamına gelir ve çözümü logoyu büyütmek değil, ilk ekranda ne iş yaptığınızı tek cümleyle söylemektir. "Burası boş duruyor" dendiğinde çözüm boşluğu doldurmak değil, o boşluğun sayfadaki okuma ritmini nasıl kurduğunu anlatmaktır.

Ama bunu anlatabilmek için ortak bir dil gerekiyor. O dil kurulmadığında taraflar birbirine karşı pozisyon alıyor: müşteri "benim markam, ben bilirim" diyor, ajans "biz uzmanız" diyor. İkisi de haklı, ikisi de eksik.

Sunumda kusursuz duran ekran, gerçek içerikle ve mobilde bambaşka davranabilir
Sunumda kusursuz duran ekran, gerçek içerikle ve mobilde bambaşka davranabilir

Onay masasında kaç kişi oturuyor?

Projelerin uzamasının en yaygın sebebi revizyon sayısı değil, onaycı sayısıdır. Üç kişilik bir onay zinciri, üç kat revizyon değil, üç kat çelişki üretir. Çünkü herkes farklı bir şeye bakar: biri markaya, biri satışa, biri kendi kişisel zevkine.

Burada tek bir pratik kural var ve işe yarıyor: bir projede nihai karar verici tek kişi olmalı. Diğerleri görüş bildirir, toplar, tek kişi karara dönüştürür. Bu kişi genellikle projenin iş sonucundan sorumlu olan kişidir; yani sonucun hesabını verecek olan.

Biz işe başlarken bunu açıkça soruyoruz: geri bildirimleri kim toplayacak, son sözü kim söyleyecek? Bu soru ilk toplantıda sorulmazsa, dördüncü revizyon turunda kendiliğinden ve çok daha pahalı bir şekilde gündeme geliyor.

Geri bildirimin biçimi, içeriği kadar önemli

Dağınık geri bildirim, dağınık sonuç üretir. WhatsApp'tan gelen sesli mesaj, e-postadan gelen ekran görüntüsü ve telefonda söylenen bir cümle aynı projenin parçasıysa, bir yerde bir şey mutlaka kaybolur.

Bizim tercihimiz, revizyonların tek bir kanalda ve yazılı toplanması. Ayrıca aynı iş günü içinde yanıt verme alışkanlığımızın buradaki asıl faydası hız değil, sürekliliktir: konu soğumadan çözülür, üç gün sonra "ne demiştik" tartışması yaşanmaz.

Sunum biçimi, onayın kalitesini belirliyor

Tasarımı nasıl sunduğunuz, nasıl değerlendirileceğini doğrudan belirler. Masaüstü ekranda, kusursuz stok fotoğraflarla, lorem ipsum metinlerle hazırlanmış bir sunum izleyende "ne güzel" hissi uyandırır. Gerçek hayatta aynı sayfa, yarısı kesik bir ürün başlığı ve 4 satırlık bir açıklamayla açılır.

Daha sağlıklı bir onay için şunları deniyoruz:

  • Gerçek içerikle sunum. Firmanın kendi ürün adları, kendi hizmet açıklamaları, kendi fotoğrafları. Metinler uzun geliyorsa tasarım değil, içerik stratejisi konuşulmalı.
  • Önce mobil. Ziyaretçilerin çoğunluğu telefondan geliyorsa, onay da telefondan verilmeli. Masaüstünde harika duran bir düzenin mobilde nasıl davrandığı, sunumun ilk ekranı olmalı.
  • Tek sayfa yerine yolculuk. Ana sayfayı tek başına değerlendirmek, bir filmin afişine bakıp senaryo hakkında yorum yapmak gibi. Ziyaretçi ana sayfadan hizmet sayfasına, oradan iletişime nasıl geçiyor; onay bu akış üzerinden verilmeli.
  • Her ekranın bir görevi olsun. "Bu sayfanın işi ne?" sorusuna tek cümlelik cevap veremiyorsak, o sayfa daha tasarlanmadan sorunludur.

Kendi geliştirdiğimiz ürünlerde bunu zor yoldan öğrendik. Amatör Arena'da bir maç kadrosu ekranını üç farklı şekilde tasarladık; en "güzel" duran sürüm, sahada telefonun ekranına eldivenli parmakla dokunan antrenör için en kötüsüydü. İşe yarayan sürüm, sunumda en sade görünendi.

Başarı kriteri baştan yazılırsa, revizyon toplantıları tartışmadan çözüme döner
Başarı kriteri baştan yazılırsa, revizyon toplantıları tartışmadan çözüme döner

Onay kriterlerini en baştan yazın

Kopuşu önlemenin en ucuz yolu, projeye başlamadan önce başarı tanımını yazılı hale getirmek. Karmaşık olmasına gerek yok. Birkaç cümle yeter:

  • Bu site kime hitap ediyor? (Bayilere mi, son kullanıcıya mı, ikisine birden mi?)
  • Ziyaretçinin yapmasını istediğimiz birincil eylem ne? (Teklif formu, telefon, katalog indirme, randevu)
  • Hangi bilgiye ulaşamazsa sayfadan çıkar?
  • Üç ay sonra neye bakarak "işe yaradı" diyeceğiz?

Bu dört soru cevaplanmışsa, revizyon toplantıları bambaşka ilerler. "Bu rengi sevmedim" yerine "bu buton birincil eylemi yeterince öne çıkarmıyor" konuşulur. İlkine itiraz edilemez, ikincisi tartışılabilir ve çözülebilir.

Biz proje kapsamını çıkarırken bu soruları brief'in ilk sayfasına koyuyoruz. Kapsam netleştiği için fiyat da sabitlenebiliyor; sonradan "bunu da ekleyelim" sarmalında büyüyen bütçeler yaşanmıyor. Paketlerimizde barındırma, alan adı ve güncellemenin dahil olmasının sebebi de bu: teslimden sonraki aylarda sürpriz kalem çıkmasın, konuşma işin kendisi üzerinde kalsın.

Asıl sınav yayından sonra başlıyor

Onay, sürecin sonu değil ortası. Bir tasarımın işe yarayıp yaramadığı ancak gerçek ziyaretçilerle anlaşılır. Üç ay boyunca hiç kimsenin bakmadığı bir analitik paneli, dünyanın en güzel sitesini bile kurtarmaz.

Teslimde panel eğitimi vermemizin asıl sebebi de burada. Bir sayfayı kendi güncelleyebilen, hangi içeriğin ne kadar okunduğunu görebilen bir ekip, altı ay sonra çok daha isabetli taleplerle geliyor. "Şu başlığı değiştirelim" diyen müşteri, artık bir zevk tercihinden değil, bir gözlemden konuşuyor. İşbirliğinin en verimli hali bu.

Küçük ama belirleyici alışkanlıklar

  • Her revizyon turunu bir karar defterine yazın: ne değişti, neden değişti. İki ay sonra aynı tartışmayı baştan yapmazsınız.
  • Revizyon turlarını sınırlayın, ama her turu derinleştirin. Beş yüzeysel tur, iki ciddi turdan kötüdür.
  • Beğenmediğiniz şeyi değil, rahatsız olduğunuz durumu anlatın. "Bu font kötü" yerine "fiyat bilgisi gözüme çarpmıyor".
  • Yayına aldıktan sonra en az bir ay boyunca ölçüm yapın, sonra karar verin. İlk hafta verisi yanıltıcıdır.

Sonuç: iki soruyu ayrı ayrı sorun

Bir tasarımı değerlendirirken sorulması gereken iki ayrı soru var ve bunlar birbirinin yerine geçemez:

Birinci soru: Bu tasarım markamızı doğru temsil ediyor mu? Bu sorunun cevabını marka sahibi verir, verebilmelidir de.

İkinci soru: Bu tasarım, ziyaretçiyi yapmasını istediğimiz şeye götürüyor mu? Bu sorunun cevabını ne marka sahibi ne tasarımcı tek başına verebilir; veri verir.

Onay süreçlerindeki kopuş, birinci sorunun ikincisini yutmasından doğuyor. Oysa iyi bir proje, ikisinin de ayrı ayrı sorulduğu projedir. Bir tasarımın hem beğenilmesi hem işe yaraması mümkün; ama bu, kendiliğinden olmuyor. Baştan konuşulmuş bir hedef, tek bir karar verici ve dürüst bir geri bildirim düzeni gerektiriyor.

Ege'de birlikte çalıştığımız firmalarla kurduğumuz ilişkinin temelinde de bu var: önce ne istediğimizi konuşuyoruz, sonra nasıl göründüğünü. Tamamladığımız işlere bakarken şunu sormanızı öneririm: bu sayfa bana güzel mi geliyor, yoksa ne yapmam gerektiğini mi söylüyor? İyi tasarımda bu ikisi aynı anda olur, ama aynı şey değildir.

Yazar

Soner Kurt

Kurucu & Geliştirici

MAT Kreatif'in kurucusu. Pazarlama stratejisiyle endüstriyel yazılımı aynı masada buluşturur: projenin ticari hedefini belirler, teknik mimarisini kurar ve teslimata kadar tek sorumlu olarak takip eder.

Ekibimizle tanışın

Bir adım ötesi

Bu konu sizin projenize dokunuyor mu?

Okuduklarınızı kendi işinize nasıl uygularsınız, birlikte bakalım. Keşif görüşmesi ücretsizdir.

Konuşalım